***
Kodeks Library
Çeviri- Hakai
***
Bölüm 1- Boşluk ve Yeni Hayat (1)
“Çok açım…”
Açım, açım, açım.
“Açklıktan öleceğim.”
Gurr…
Karnım resmen oyulmuştu.
“Belki de şehre inmeliyim.”
Yok ya, saçma bir fikirdi bu. Güney şehirlerinde Kutsal Giyotin ile anlaşan pek yer yok. Kötü birisiyle karşılaşabilirim. Bundan dolayı hep arka sokaklardan yürüdüm.
“Şehirlerde kimlik kontrolü var. Başkalarına izimi gösteremem.”
İz bırakırsam kesinlikle peşimden gelecekler.
“Köye bile giremiyorum be.”
Yardım almayı da düşündüm. Ama her tarafım kanlı kaplıydı. Benden şüphelendikleri için kaçtım.
“Kaç gün oldu ki?”
20 gündür kaçıyorum, şansıma deve bulduğum için Akan Çöl’den kurtuldum. Ama artık devem ölmüştü. Hidra’nın varlığı yüzünden ısı artmıştı, bundan dolayı yemeklerim çürüdü.
“Gitmek istiyorum.”
Aç kalacak olsam da bu kıtadan kurtulacağım. Gidecek bir yerim yok. Ailemin öldürüldüğü ve köle olduğum bu kıtada durmak istemiyorum. Yürüyeceğim. Buz Ejderhası Takımyıldızı altında yürüyorum. Ama sınırıma dayandım. Midem resmen alevler içinde yanıyordu.
“Kimseler var mı?”
Sesim yankılandı.
“Yardım edin!”
Etrafa bakındım.
“Cidden kimse yok mu?”
Normalde Kutsal Giyotin’in adamları bana her şeyi anlatırdı. Ama ben yapayalnızım. Artık kararlarımı kendim vermeliydim.
“Yardım niye etsinler ki?”
Bir ses bana konuştu.
“Onların çıkarı ne olacak?”
Bu dünya kötü insanlarla dolu. İhanet çok yaygın bir şey. İhanet edilenler ise insanlık tarafından salak olarak görülüyor.
“Yardım etmek isteyen sen, sakın kimsenin çağrısına başını dönme.”
Yazıtlarda okuduğum bu cümleleri hatırladım ve gökyüzüne baktım. Böyle bir şeye gerek yoktu ki. Ben kimseden öyle bir yardım almadım.
“Ben de kimseye yardım etmeyeceğim.”
Adım adım ilerledim. Yardım için çığırmak istiyordum. Ancak adımlarım ağırlaşmaya başladı.
“Neden?..”
Neden öğrendiğim dünya böyle? Neden böyle bir dünyada yaşıyorum? Neden yahu neden?
“O duyduğum ses çocukluğumun sesi miydi?”
Annem öldüğü zaman da aynısı oldu. Etrafta yardım için koşuşturmuştum. Ama yardım almak yerine sadece o sesi duymuştum.
“Hay böyle işe!”
Kafamı kaşımaktan resmen kanatmıştım. Devam etmeliyim. Koşmaya başladım.
“Aptal çocuk, yeteneğin yok! Oraya neden gidiyorsun?”
Artık kendi kendime sövüyorum. Korkuyorum. Ses her saniye daha da yakınlaşıyordu. Yere çömeldim.
“Gnoll mu var acaba?”
Gnoll düşük seviye hyenalardan bir tanesidir. Ancak görüntüleri farklıdır. Hyenalar iki ayak üstünde yürümüyor, hatta ellerinde sopa bile tutmuyorlar.
“Galiba onlar G kademe canavarlardı.”
En düşük seviyedeydiler yani. Ancak goblinler gibi sürü oldukları zaman işler farklı oluyordu.
“Beş, yedi, on taneler.”
Bir aracın etrafını sarmışlardı. Bir çocuk ve velisi vardı, ellerinde arbalet tutuyorlardı. Ancak arbaleti yenilemek çok zamanlarını alıyordu. Gnolllar insanlara saldırmadan duramazdılar. Kısaca kötü durumdaydılar. Canavarlar hep insanlara saldırırlar.
“Onları korumak için mucize mi yaratsam? Yaratsam da ne olacak? Beni bırakıp kaçacaklar.”
Aklım düşüncelerle doldu. O sırada yine önüme yazıtlar düştü. Sayfaları tek tek görüyordum.
Ben, Radenkal, Boşluğu yarattım ve bu boşluk artık bir anamoli oldu.
Radenkal mı? O kim? Ben öyle bir Tanrı hiç duymadım.
Ufuğu aşacak gücü baskılamayı 4.872 kere denedikten sonra Boşluk İnsanları adındaki ilk varlıkları oluşturdum. Kaz ırkından Atkuras ırkına kadar. İsteklerimi bu ırklara bahşettim.
Bu yazıtlar çok garipti. Kalbim atıyordu. Bir anda Gnoll saklandığım yere geldi.
“Auuuuuu!”
Üç tanesi daha arkadaşına desteğe gelmişti.
“Yakında merhamet sizi de…”
Kutsal bariyer açmayı denesem de dilim dönmedi.
“Aslında Kutsal Giyotin hiç beni böyle tek bırakmamıştı!”
Kutsal Giyotin en iyi loncalardan biriydi. Sistemleri çok iyiydi ve her şeyleri tamdı. Ben ise destek olduğumdan hiç böyle canavarlara karşı gelmemiştim.
“Dikkat et!”
O sırada br Gnoll bana saldırdı.
“Salak ölümden kaçmışken burada ne işin var?”
Belki de içimden öyle gelmişti. Ya da farklı bir durum vardı. Tekrardan aklıma Boşluk Yazıyı geldi.
“Kaz’dan Atkuras’a.”
Bir anda etrafı yeşil sis kapladı. Gnoll’lar beklemeye başladı.
“Bu şey öylece bir sis değil.”
Etrafta uçuşan böcekler vardı. Boşluk böcekleri. Hepsi Gnoll’a saldırıyordu. Ne kadar dirensler de işe yaramıyordu.
“Graaaaaa!”
Kısa bir süre sonra bana saldıran Gnollar kaçmaya başladı.
“Sanki o gördüğüm iblisleri gördüm.”
Hidra’yı yok eden iblislerin aksine daha sakindiler.
“Bunu ben mi canlandırdım?”
Kullandığım güce bile inanamıyordum.
“Gırrr?”
Liderleri bana bakıyordu. İçim kötü olmuştu.
“Nereye bakıyorsun lan? Ölmek mi istiyorsun? İnsanları kolay lokma sanma şerefsiz! Senden yahni yaparım bre kancık!”
Bızzz… Boşluk böcekleri Elçi’nin çağrısına cevap veriyor.
Bir anda bütün böcekler saldırmaya başladı. Canavarlar ölümün kokusunu alabiliyor. Aralarındaki hiyerarşiyi de anlıyorlar. Gnoll lideri kaçmaya başladı. Diğerleri de arkasından geliyordu.
“Ağh!..”
Bu uzaylı gücü yüzünden mi kaçtılar? Başım dönüyor…
“Bu ne böyle?”
Yere düştüm.
“Mucize yarattığım zaman da aynı şeyi hissettim.”
Böcekler kaybolmaya başladı. Aslında başka bir aleme geçmiş gibiydiler. Hemen tüccarlar yanıma koştular.
“İyi misin?”
“Bir şeyin var mı kardeşim?”
“Gözlerini ne diye kullanmıyorsun be sen?”
Sakallı adam güldü, oğlu da gülümsedi.
“Hahahaha!”
“Heheheheheé”
“Gülüyor musunuz?”
Neyse ki kimseye sövmedim. Ellerinde arbaletler vardı İnsanlar güvenilmez, hep sana ihanet edebilirler.
“Cidden harika yeteneğin var. Tam bir maceracı adamsın.”
Ancak bana saldırmadılar. Yardım ettiler.
“Sayende hayattayız. Kendisi benim oğlum Locke olur.”
“Hemen Alev Ejderhası Yolu’na gitmeiliyiz.”
“En büyük düşman canavarlar değil, insanlar. Düzgün bir tüccar olmaz senden!”
Bir anda karnım guruldadı ve konuşmalarını kestim.
Gurrrr!
Utandım ama bir anda kahkaha atmaya başladılar.
“Açsın, değil mi? Gençsin ama güçlüsün bak.”
“Al bunu kardeşim, pahalı et almıştık.”
Boktan kokuyor olsam bile bana iyi davranıyorlar.
“İyi insanlar ya… Diye düşünmemi beklemiyorlar umarım.”
Yemeği zehirlemiş olabilirler. Ama beni öldürmek isteseler çoktan kafama sıkmışlardı.
Ah!
Uzun zamandır hislerim böyle çarpışmamıştı. Ama bir şey çok baskın geliyordu. Açtım.
“Aman…. Herkes Kutsal Giyotin’dekiler gibi değil”
Bir süre düşündüm ve ilk ısırığımı aldım. O tuzlu tat bana çok güzel geldi. Tam ben yerken tüccarlar bana bir teklifte bulundu.
“Bize muhafızlık yapar mısın?”
“?”
“Başlangıç Şehri Orvenheim’e gitmeyi istiyoruz. Gemi kullanacağız ve bugün yaptıklarının da ücretini veririz.”
“!”
“Oğlumun lonca sınavı tek başına dolaşmasını istiyor ancak bu gidişle hepimiz öleceğiz.”
Başlangıç Şehri… Kıtaya açılabileceğin bir liman… Kıtayı geçmek istiyorum ama bir sorun var.
“Şehre gidemem.”
Tüccarlar şaşırmıştı?
“Suçlu falan mısın?”
“Katil gibi bir şeye benzemiyorsun. Et yedi diye katiller de ağlamaz ya.”
“Katil olsaydı zaten bizi çoktan öldürmüştü.”
“Kusuruma bakma kardeşim.”
“Öyle özür mü olur? Çocuğa et versene.”
Neden mi gidemiyorum? Çünkü beni şehirde hemen bulurlar. Adrion kıtasında güvende değilim.
-Başına koyduğumuz ödül parasını bilmiyorsun bile, sakın kaçmaya çalışma.
Bunu açıklamaya gerek yok.
“Yoksa peşinde birisi mi var?”
“!..”
“Tüccarların kendi yolları var, sen hiç yorma o güzel kafanı.”
Bu sözlere güvenebilir miyim? Ya beni satalarsa? Ne kadar bunları düşünsem de istemeden onlarla anlaştım.
“Yoruldum mu ben? Ya da artık kaçma umuduna mı sahibim?”
Evet ya, ben kaçmak istiyorum. Beni bağlayan bu ülkeden kaçmak istiyorum. Başka bir seçeneğim yok. En azından bu kişiler öyle boktan insanlar değil.
“Orvenheim buradan 3 hafta sürer. Sana güveniyoruz. Bu arada adın neydi ya?”
***
Kodeks Library
Çeviri- Hakai
***
_____________________________________________________
Serilerden anında haberdar olmak için discord sunucumuza girebilirsiniz!
_____________________________________________________

Yorumlar yükleniyor...
İlk yorumu sen yap!