“Bu iksir benim mi?”
“Evet, bizim her takımımız dokuz asil mezhep gibidir. Herkese özel ruhsal ilaç veya iksir de veriyoruz. Tabii hiçbiri milenyum kış ginsengi gibi olamaz.”
Ma Jin gülümsüyordu.
“Ustan olmamı istiyor gibisin ancak aynı takım altında usta-öğrenci ilişkileri Issız Orman’da yasak, kişisel ilişkiler genelde pek karmaşıklansın istenmiyor.”
“Öyle ileri düzey bir şeyi isteyemem ama bunu düşünmeniz bile beni onurlandırdı.”
“Tamamdır.”
“Başımı eğmem gerekiyor mu?”
“Kurallara karşı çıkmak istemiyorsan yap bence.”
Yeosnhin, Ma Jin’in attığı iksiri yakaladı. Elindeki beyaz hapa baktı. Jeong ailesinde böyle bir şey hiç görmemişti. Ailesi ondan nefret ediyor ediyor diye değil de böyle bir şansları yoktu.
“Sana çok yararı dokunur diye düşünüyorum, daha önce böyle bir şey tükettin mi?”
“Hayır.”
“İlaçtan gelen enerjiyi çekmen çok kolay değildir, yan etkilerini boşa harcamanı istemem. Benimle gel.”
“Efendim.”
“Hım?”
“Niye bana bu kadar iyilik yapıyorsunuz?”
Normal bir insan bunu asla sormazdı. Ancak bu çocuk hiçbir zaman sevgi görmediği için böyle sorular sorabiliyordu. Ma Jin azıcık gülümsedi.
“Sana özel bir muamele çekmiyorum. İblis Kanatları bizim için bir ailedir. Savaşlara katıldıkça bunu anlayacaksın.”
Yeonshin’in omzuna dokundu ve yürüdü. Yeonshin biraz ona baktıktan sonra o da yürümeye başladı. Wochang kıskanmış şekilde onlara bakıyordu.
Düello iki tabur tarafından izlendiği için dedikodular hemen yayıldı.
“Miryeo! Sizin ekipte gizlenmiş ejderha varmış!”
“Derken?”
“Yahu herkes yapılan düelloyu konuşuyor. Goo Ik-Hwan güçlü bir adamdı, beyaz kıyafetli bir savaşçıya nasıl kaybedebilir?”
“Ejderha falan bilmem ama o çocuğun canavar olduğu kesin. Hatta bu durum bizi biraz geriyor.”
“Nasıl yani?”
Miryeo bir duraksadı ve konuşmaya devam etti.
“Kendisi çok onurlu ve nazik bir çocuk. Genelde doğru şeyi hiç düşünmeden söylüyor ve çok tatlı konuşuyor ancak…”
“Sorunu pek anlamadım.”
“Kendisi dövüş sanatlarına çok hızlı adapte oluyor. Haksız mıyım, Chung Myung?”
Yanındaki mavi gözlü adam gülümsedi.
“O çocuğun ölçülmez bir yeteneği var.”
“Dövüş sırasında bir inç vuruşu kullansam da tekniğimi aldı ve farklı bir duruşta kullandım. Başta sinir olsam da sonrasında düşününce daha mantıklı bir duruşta olduğunun farkına vardım, önünde teknik kullanmaktan korkar oldum.”
“Çoktan tekniklerde ustalaşıyor.”
Diye ekledi Chung Myung.
“Evet, buraya girmiş olmasaydı net şekilde onu öldürürlerdi.”
“Yok be, onu mezhepler tıpış tıpış kapardı.”
Baek Miryeo ve Chung Myung konuşurken unutulan savaşçı sinirlendi.
“Bunlar ne konuşuyor ya, bizimle dalga mı geçiyorlar? Anlamıyorum.”
“Ben de.”
Miryeo bir yandan Chung Myung’a diğer savaşçıyı yanlarından yollaması için sinyal verdi.
İblis Kanatları Salonu genelde herkes için açık bir alandır. Bazıları çatıda saklanırken bazıları da öylece konuşurdu. Yeonshin ve Ma Jin de oradaydı.
Ma Jin, Yeonshin’in sırtına elini koydu ve konuştu.
“Ne kadarını emebileceksin bilmiyorum ancak beklediğin gibi olmazsa sakın düşüncesiz bir şey yapma. Dantian’ına hasar verirsen onu iyileştirmek bir yıl sürer.”
“Tamamdır efendim.”
Takımın yeni yetmesi için bu kadar uğraşmaları cidden Yeonshin’i şaşırtmıştı.
Demek mezhebe girmek böyle bir şey.
Asla böyle hisler hissetmediği için garip hissediyordu.
“Büyük çembere ulaşmış olman cidden harika. Alt vücut meridyenlerinde Qi dolaştırmana gerek yok, sadece üst meridyenlerini birbirine bağlasan yeter. Geriye kalanı ise iksirden gelecek enerji ile birleştir, bir sıkıntı olursa ben zaten olaya el atacağım.”
“Tamamdır.”
Yeonshin hapı ağzına attı ancak hiçbir tat alamamıştı. Büyük hapların genelde ağızda eridiğini duymuştu ancak bu hapı çiğnemesi gerekiyordu. Bir süre sonra vücudu enerjiyle doldu. İki çay içmelik sürede enerji sirkülasyonu tamamlanmıştı. Ma Jin ona yardım bile etmemişti, hatta durumu algılamaya çalışıyordu.
“Tebrikler, enerjiyi emebildin.”
“Eski enerjime göre çok büyük bir artık sağladım.”
Yeonshin cidden her şeyi anlatıldığı gibi hissetmişti. İç enerjisi artık daha da artmıştı.
“Bu kadar az enerji ile savaştığıma inanamıyorum. Artık kıyafetime uygun bir savaşçı oldum.”
“Artık gitmeliyim efendim, çok baskı hissediyorum.”
“Niye ya?”
Ma Jin gülümsedi.
“Dövüş alemine girdiğinde o kadar fazla ölüm-kalım savaşına gireceksin ki böyle şeyler normal olacak. Ne kadar gelişirsen o kadar iyi olur.”
“Ayrıcalıklarım da olur, değil mi?”
Yeosnhin bunu sessiz söylese de, Ma Jin durumu onayladı ve sessizce bir şey söyledi.
“Dövüş alemine gitmeni istiyorum.”
***
Kodeks Library
Çeviri- Hakai
***
Yeonshin kıdemlilerine teşekkür etti ve 10 kere falan selama durdu. Sadece selamlaşmak bile onu çok yormuştu.
“Baek Miryeo ve Chung Myung hiç savaşçı gibi değiller ya. Birbirlerine rahatlıkla dokunuyorlar.”
Dövüş sanatçıları arasında fiziksel kontak biraz garip geliyordu. Ne de olsa iç sanatlar ile bir kişinin kolunu kırmak pek zor değildi.
Yeonshin ne kadar kıdemlilerinin gönlünü alsa da hala tam olarak İblis Kanatları’ndan olmamıştı. Güçlense bile zihinsel olarak yorulmuştu. Tabii kendi odasına dönünce o yorgunluk kalmamıştı.
“Yine mi çalışıyorsun?”
Wochang şaşkın bir şekilde ona bakıyordu, Yeonshin kafasını salladı.
“Büyük çalışma alanı şu anda bana fazla gelir.”
İblis Kanatları’nın iki farklı çalışma salonu vardı. Bir tanesi ortak çalışmalar için ve özel görev çalışmaları için kullanılan Büyük Çalışma Salonu’ydu.
Kendisinin ise genelde kullandığı yer Küçük Çalışma Salonu’ydu. Orada ise kişiler kendi dövüş sanatlarını çalışıyordu. Orada öyle bir Qi vardı ki dışarıdan bile hissediliyordu. Yeonshin çalışan tek kişi değildi. Diğer insanların Qi’si hissedebiliyordu. Boş bir oda arıyordu.
Enerji hissetmediği odalarda ise askılara asılmış kıyafetler vardı. Sonunda bir oda bulmuşken…
-En küçüğümüz!
Ses gönderim tekniği kullanılmıştı, küçük çalışma salonunda yazılı olmayan bir kuraldı bu. Arkasına baktığında Baek Miryeo’yu gördü. Kendisinin o kadar fazla aurası vardı ki kimse onunla konuşmuyordu. Yeonshin ise ona karşılık verdi.
-Ne varrr dı?..
Öğrendiği ses gönderim tekniği biraz yetersiz olduğu için tekniği kullanrken bir rüzgar yemiş gibi hissetti.
Bunun nedeni ise yetersiz enerjisiydi. Miryeo bunu hiç takmadan devam etti.
–Bir yardımcıya ihtiyacım var, ne dersin?
-Aydınlanma mı elde ettiniz? Tebirkler.
-İpucu buldum diyebilirim. O kadar güzel dövüşten sonra umarım beni reddetmezsin.
-Fazla ses çıkmaz mı?
-Dışarı çıkarız.
Sessizce çalışma alanından çıktılar, büyük alana geçtiler.
“Çalışma planın varsa kusuruma bakma, acelem vardı.”
“Aslında benim için daha iyi oldu, sizinle düello yapmak bir onurdur.”
“Benim nihai tekniğim kılıç sanatıdır.”
“Bir yandan kılıcınızı hızlandırmak için avuç teknikleri kullanmıyor musunuz kıdemli Güneş Kılıcı?”
Miryeo gülümsedi, o donuk gözlerine rağmen gülümsemek ona yakışıyordu.
“Bana kıdemli Baek desen yeterli.”
Bu sırada büyük alana geldiler. Herkes onları selamladı.
“Hadi başlayalım.”
“İlk saldırıyı ben yapacağım.”
Yeosnhin bu cümleyi o kadar fazla duymuştu ki artık canı sıkılmıştı. Miryeo, Yeonshin’in bu cümlesine karşı gülümesdi.
Yeosnhin istemeden kılıcını çekti. Ancak fark etmeden çoktan bileği kilide alınmıştı. O kadar hızlı olmuştu ki durumun farkına varamamıştı. Düello yaptığı kişi bu kadar güçlü değildi.
“İblis Kanatları Formasyonu.”
Sol eli boşluktaydı. Qi izini takip etmeye çalıştı ancak çok yakındaydılar. O sırada…
Miryeo boşluktan yararlanıp karnına vurmuştu.
“Hup!”
Yakında olsalar da güçlü bir saldırı yapmıştı. Vücudu geriye itilse de hala bileği tutuluyordu.
Formasyon, Yeonshin’in vücuduna rehberlik ediyordu. O sırada köken yeteneği ile güçlendirdiği dizi ile saldırıya geçti. Miryeo kendi dirseği ile saldırıyı engellemişti ancak durumdan hoşnut kalmıştı.
“Harika bir saldırı yaptın. İçimden öyle geçmişti ama cidden artık daha fazla enerji kullanabiliyorum.”
Durumdan çok mutluydu.
“Issız Orman’da olan savaşçılar sadece kılıçlarına güvenemez. Bir inç saldırısı yakın dövüşlerde çok işe yarıyor. Hatta koruma Qi’sini bile kırabiliyorsun.”
Yeonshin konuştu.
“Umarım ki size bir öneri verebilirim. Küçüklükten beri Qi konusunda hassas olduğumdan sizde de bir şey hissettim.”
“Qi hareketlerini görebilmen inanılmaz.”
“Vücudunuzun aslında verdiği tepkileri izledim diyebilirim.”
“Yine de böyle bir şeyi yapabilmen harika. Belki de bunu sadece yüce ustalar yapabiliyor.”
Miryeo’nun bir yandan gözleri fal taşı gibi açılmıştı.
“Ben de bir şey hissettim aslında. Hadi küçüğümü dinleyeyim bir.”
Birazcık gülümsedi, Yeonshin’in kafası karıştı.
“Kaptandan dönen saldırı öğreniyordum. Aslında iç enerjiniz bence avuç tekniklerine daha uygun. Hatta silahsız teknikleri de kullanabilirsiniz.”
“Hım?”
“İç gücünüzü kullanırsanız… Ah, çoktan Silahsız Ağır Teknik seviyesinde misiniz?”
“Ne?”
Baek Miryeo duyduklarına inanamıyordu.
____________________________________________________
Serilerden anında haberdar olmak için discord sunucumuza girebilirsiniz!
_____________________________________________________





Yorumlar yükleniyor...
İlk yorumu sen yap!