Switch Mode

Delilik Vahşet ve Güç Bölüm 54

Söz (3)

 

“Ne?”

 

-Öğrencim olman demek benim irademi alman demek.

 

“İradeni mi?”

 

Gökçe’nin aurası normalden farklıydı, resmen intikam ateşiyle yanıyordu. Zaten intikamcı ruh olduğu gerçeği de var yani. Yaşadığı ve ruh olduğu bunca zaman asla sakinlemedi. Mok Gyeongwoon, ona bakarken konuşmaya başladı.

 

“Demek burayla bir alakan var.”

 

-Hayır diyemem.

 

“Peki neden öğrencin olursam karmanı falan alacacğım ki?

 

-Çünkü bedel olarak kan istiyorum.-

 

“Kısaca intikam istiyorsun.”

 

Gökçe, bu sırada piposundan uzunca süre tütünü çekti ve Mok Gyeongwoon’un yüzüne dumanı üfledi.

 

-Yani tam olarak öyle olmasa da intikam diyebiliriz.

 

Mok Gyeongwoon duruma daha çok ilgi duymaya başlamıştı. İntikam onun için özel bir durum. Kendisinin de asıl amacı büyükbabasının intikamını almak. Ancak Gökçe’nin aksine intikamını hala yaşarken almayı planlıyor.

 

Gökçe konuştu;

 

-Öğrencim olacak mısın?

 

“En azından bana nedenlerini say, öyle şıp diye olamam yani.

 

-Şey…

 

“Ne şey?”

 

-Yer-Gök Birliği’ne gitmeyeceksen dediklerimi salla.

 

“Ne diye meraklandırıyorsun ki şimdi?”

 

-Meraklan diye konuşmadım ben!

 

“…”

 

Mok Gyeongwoon, Gökçe’ye baktı. Kendisinin insanların ne düşündüğüne veya yaşadığına dair bir merakı asla olmadı. İşin içinde intikam olsa bile. Sadece onu nasıl ikna edeceğini merak etmişti.

 

“Bir şey sormak istiyorum.”

 

-Sorularına cevap vermem, hiç uğraşma.

 

“Cevap vermek veya vermemek sende. Gücüne bakarsak uzun zamandır bir ruhsun, neden kimse intikamını almadı?”

 

Gökçe, bu sözlere karşı şaşırmıştı. Sonrasında o da bir şey sordu.

 

-Sence zaman her şeyi çözer mi?

 

“Hayır.”

 

-Ama az önce onu söyledin.

 

“Resmen beni lafımla vurdu.”

 

Mok Gyeongwoon azıcık sinir oldu ve konuşmaya devam etti.

 

“Haklısın, intikamını sen almazsan bir anlamı da kalmaz yani.”

 

Aileler, akrabalar, hatta değerli olan her şeyini kaybetmişti. Bir kişi intikam yoluna adım attıysa o yoldan asla dönemezdi. En azından Mok Gyeongwoon böyle düşünüyordu. Gökçe tekrardan devam etti.

 

-Amaçlarımız aynı, seninle aynı şeyi düşünüyorum. Sadece hayatımı yok etmiş insanların hala rahatça yaşamasından nefret ediyorum. Etrafı kan gölü yapacak olsam bile onların soyunu yok edeceğim.

 

-Foşşş

 

Mok Gyeongwoon etrafa bakındı. Belki de Gökçe’nin siniri yüzünden böyle olmuştu ancak etraf kanlarla kaplıydı. Ağaçlar bile yanıp kül olmuş bir haldeydi.

 

“Sakin ol.”

 

-…

 

Bir şekilde Gökçe sakinledi. Etraf yine eski haline tak diye döndü. Mok Gyeongwoon’un canı sıkılmıştı bile. Gökçe böyleyse ondan daha güçlüler nasıldır diye düşüncelere daldı. Meraklıydı. Ancak bu tür şeylerin hiç önemi yok.

 

“Gökçe.”

 

-Konuş.

 

“Öğrencin olmasam bile şu intikamını alamaz mıyım?”

 

-Hayır!

 

“Niye?”

 

-Ayın karmasını almazsan anlam olmaz ölümlü.

 

“Bu karma ney ki?”

 

-Öğrencim olursan öğrenirsin.

 

“İnat edersen öğrencin falan olmam.”

 

-Ne?

 

Gökçe sinirlenmişti. Sesinden ne kadar sinirli olduğu belli oluyordu.

 

-O zaman Yer-Gök Birliği’ne gitmeyecek misin?

 

“Yok, gideceğim.”

 

-O zaman niye?!

 

Mok Gyeongwoon’un kulakları çınladı ve sinirlendi. Gökçe gitmek istese de efendisinden çok uzaklaşamıyordu. Cidden sinir bozucu bir ilişkileri var diyebiliriz.

Sonrasında Mok Gyeongwoon konuştu;

 

“Üzgünüm ama kimseden emir almayı sevmem, azıcık güvendiğim senden bile.”

 

-Canımı sıkıyorsun…

 

“Yine de bir yolu var.”

 

-Konuşma artık!

 

Gökçe’nin elleri titriyordu. Karşısında duran çocuğun evcil ruhu olduğu için kendine sinirlendi. Onu oracıkta öldürmek istedi ancak… Bunu yapsaydı uğraşlarının hep boşa gideceğinin farkında.

 

-İnatçı ölümlü!

 

Hala sinirini üstünden atmamıştı. Mok Gyeongwoon’a baktı ve konuştu.

 

-Tek bir şeyi söyleyeceğim, eskiden Yer-Gök Birliği üç bölüğe bölünmüştü.

 

“Üç bölük mü?”

 

-Bir tanesi Ay Bölüğü olarak bilinirdi.

 

“Yani sen oradan mısın?”

 

En azından kafasını kullanıyor.

 

Gökçe buna karşı çıkmadı.

 

-Sana bunları anlatabilirim, zaten gerisi yüz yıl önce öldüğü için her detayı bilmene gerek yok. Karmamı alsan gerisi çzöülür.

 

Mok Gyeongwoon’a baktı. Diğer insanlara baktığında ne kadar her şeyi anlasa da bu çocuğun hiçbir düşüncesini anlamıyordu. İntikam dışında bir şey düşünüyor muydu onu da bilmiyordu ki. Sonrasında Mok Gyeongwoon konuştu;

 

“Tamamdır.”

 

-Of ya, senin şu inat… Ne?..

 

“Öğrencin olurum işte.”

 

-Olacak mısın?

 

“Evet ancak bir şartım var.”

 

-Şartın ne?

 

“Birbirimize usta ve öğrencim falan demeyelim.

 

-Haddini bilmez.

 

“Sen ruhumsun yani, sana ustam diyemem.”

 

Başta sinir olsa bile bunları kabul etti. Gökçe için zaten bunların önemi yoktu, ölmüş bir insan usta olamaz diye düşünen birisi kendisi.

 

Bu ölümlü etik nedir bilmez mi?

 

-Yazık cidden.

 

Gökçe’nin bu hallerine Mok Gyeongwoon güldü. Her türlü Yer-Gök Birliği’ne gidecekti ve yeni dövüş sanatlarını da öğrenmesi gerekiyordu. Normalde yalvarması gereken bir durum resmen ayağına gelmişti.

 

-Neye gülüyorsun?

 

“Salla sen, acele etmeliyiz.”

 

-Niye?

 

“Böyle durmak pek rahat değil yani.”

 

Mok Gyeongwoon taoistin verdiği gizli yöerngeyi açtı. Bir saat içinde hem bu teknikten kurtulmalı hem de Gökçe’nin enerjisini anlamalıydı.

 

***

Kodeks Library

Çevirmen- Hakai

***

Yarım saat geçti. Etraf çok kötüydü. Maskeli insanlar tek tek geri dönme yoluna koyulmuştu.

 

“Hım.”

 

Taoist Jo Euigong, kuzeyden hayal kırıklığına uğramış şekilde dönüyordu. Beklediğinden uzun sürmüştü. Bir saat o kadar uzun değil aslında. Tekniği geçtim, bir insanın büyü öğrenme işleri saatlere bile dökülemeyecek bir durum. Bir de üstüne tekniği kaldıracak büyücülüğü bulmasını konuşmuyoruz bile.

 

“Belki olur diye düşünmüştüm.”

 

Başarısız olursa verdiği görevin zorluğunu anlayacağını düşündü. Başka seçenek yok gibi. Tekniği kendi elleriyle kaldırması gerekiyordu. Tam o sırada…

 

“?!”

 

Ormandan gelen birisini gördü. Mok Gyeongwoon geliyordu.

 

“Ne?”

 

“Bunu nasıl yaptı?..”

 

Maskeli kişiler onu tekrardan durdurmaya çalıştı. Taoist Jo Euigong hepsini durdurdu.

 

“Durun.”

 

“Ancak..”

 

“O çocuk benim öğrencim, geri adım atın.”

 

Herkes şaşkın şekilde onlara baktı. Ancak Taoist çok üstün birisiydi, kimse ona karşı gelemez desek yeri.

 

“Beklediğimden geç kaldın.”

 

Aslında beklentilerini bile aşmıştı. Cidden bir saatte bu işi başarmak her yiğidin harcı değil. Ancak öğrencisine övgü dağıtmayı seven birisi değildi. Mok Gyeongwoon başını kaldırdı.

 

“Geç kaldıysam özürlerimi sunarım ustam.”

 

“Senden çok şey bekliyorum, sakın beni üzme.”

 

“Aklımda tutacağım.”

 

“Neyse, çok yorulmuş olmalısın. Bundan dolayı Harikalar Kralı gelene kadar dinleneceğiz.”

 

“Tamamdır.”

 

Mok Gyeongwoon etrafa bakındı. Bir şeyi deli gibi merak ediyordu. Bu maskeli kişiler 15-18 yaşları arasında diye düşündü. Yüzlerini göremediği için emin değildi. Sessizce sordu;

 

“Bunlar kim?”

 

Soruya karşı Jo Euigong gülümsedi ve cevapladı.

 

“Her nifaktan gelen yeni adaylar.”

 

“Yeni adaylar mı?”

 

“Sen de buradayken bir taşla iki kuş vurmuş gibi oldu.”

 

Ne dediklerini anlayamıyordu. Biraz da dalga geçer gibiydi zaten.

 

“Yakında anlarsın, şimdilik pek kafana takma. Benim aracımla gideceğiz, artık dinlenmeye geç.”

 

Yük aracı yerine temiz bir aracı işaret etmişti. Mok Gyeongwoon bunu gördükten sonra bir soru sordu.

 

“Üzgünüm ustam ancak bir süre eski aracımda kalabilir miyim?”

 

“Ne?”

 

Taoist, Jo Euigong duruma şaşırmıştı ama konuştukça durumu anlamıştı.

 

“Küçük kardeşin yüzünden mi?”

 

Öyle olmasa da Mok Gyeongwoon öyleymiş gibi davrandı.

 

Jo Euigong canı sıkılmış olsa da cevap verdi.

 

“Kendini boşa zorluyorsun, istediğin an yanıma gelebilirsin.”

 

“Tamamdır.”

 

“Bir de seni uyarayım, ben izin vermesem buradan istesen de kaçamazsın. Sakın kardeşine falan yardım edeyim deme yoksa bütün Mok Kılıç Malikanesi’ni yok ederim.”

 

“Öğrenciniz olarak bunu asla yapmam.”

 

“Tabii yapmazsın.”

 

Jo Euigong gülümsedi. Zaten yemin bilekliğini taktığı sürece ona itaatsizlik edemezdi. Mok Gyeongwoon o sırada yine bir soru sordu.

 

“Ustam, aracı izleyen kişiye acaba içeri geçme emri verebilir misiniz?”

 

“Şey…”

 

“Sizin için zor ise sorun yok, ben bunu sessizce ezberlerim.”

 

Mok Gyeongwoon, elinde yönergesini tutuyordu. Taoist reddecekten bir anda fikrini değiştirdi. Dedikleri biraz kafasını kurcaladı diyebiliriz.

 

“Yetkimi mi sorguluyorsun sen? Yaparım onu.”

 

“Teşekkürler.”

 

“Yine de sakın şüpheli bir şeyler yapma, Harikalar Kralı azıcık sıkıntıdır.”

 

“Anlaşıldı.”

 

Mok Gyeongwoon alttan alttan gülmeye başladı. Yük aracına bindi ve cebinden bir şeyler çıkardı. Bir insan gibi görünen duran, ahşaptan bir bebekti ve üstünde “bağlan” yazıyordu. Mok Gyeongwoon fısıldadı.

 

“Başardım.”

 

-Başardın da ben burada boğuluyorum be adam.

 

Bebekten gelen ses Gökçe’nin sesiydi. Mok Gyeongwoon bir şekilde enerjisini başarıyla bastırmıştı. Eliyle bebeğe dokundu.

 

“Biraz daha dayan.”

 

Dışarı çıkarsa o intikam enerjisi de ortaya çıkar. Bunun farkındaydılar ve taoistin öğrenmesini istemiyorlardı. Bebek elinde titredi, garip bir ses çıkardı.

 

-Şu siktiğimin bebeğinde durmak nasıl bir his biliyor musun ölümlü?

 

Taoistin öğrettiği teknik aslında medyum tekniğiydi. Mühürlemeye yakın bir şey diyebiliriz. Bundan dolayı Gökçe gücünü kullanamıyordu. Ya da ona göre öyleydi. Kötü ruhlar hiçbir şey yapamasa bile o konuşuyordu. İşte Gökçe’nin farkı buydu.

“Dikkatli ol, yine kırıldı.”

 

-Ne kadar dikkatli olabilirim ki? Normal insan vücudu bile bana dayanamıyor.

 

“Haklısın.”

 

Enerjisini kontrol ettiği için böyle olduğunu biliyorlardı. Yoksa bu bebek çoktan parçalanmıştı. Gökçe yine konuştu:

 

-Bu teknik iyi kullanılırsa zayıf vücutlarda bile kalabilirim.

 

Tek hoşuna giden nokta buydu.

 

“Aynen biraz daha dayan sen, oraya gidince düzgün bir vücut bulurum.”

 

-Olur.

 

“Bu arada güzel bir teknik de elde ettim.”

 

Çok umutlu değildi ama araçta rahat olması da güzeldi. Yoksa pek iş yapamayacağının farkına varmıştı. Böylece Gökçe’nin tekniklerini de rahat rahat çalışabilirdi.

 

-Peki ya onunla ne yapacaksın?

 

-Kekekeke

 

Gökçe, bir şekilde bebeğin elini hareket ettirdi. Mok Yu-cheon’u gösteriyordu. Mok Gyeongwoon, ona yaklaştı ve gözlerini kapattı, sonrasında…

 

-Tak tak tak!

 

Akupunktur noktalarına vurdu. Böylece kendisine gelmişti.

 

“Böyle sessiz kalır bence.”

 

-Sen harbiden bir değişiksin.

_____________________________________________________

Serilerden anında haberdar olmak için discord sunucumuza girebilirsiniz!
_____________________________________________________

Delilik Vahşet ve Güç

Delilik Vahşet ve Güç

Myst, Might, Mayhem
Puan 7.4
Durum: Ongoing Yazar: Yayınlanma Tarihi: 2021 Ana Dili: Korece
Delilik Vahşet ve Güç,  (Myst, Might, Mayhem):Katliamcı Tırpan İblisi Jeong, başkalarını öldürmekten keyif alıyor. Tıpkı Mok Kılıç Malikanesi’nin üçüncü genç efendisi Mok Gyeongwoon gibi..“Eğer benim gibi davranır ve benim hayatımı yaşarsan bu hapishaneden çıkmana izin veririm.”“Bana gerçekten bu şansı verecek misin?”Üçüncü genç efendiyi öldür ve onun gibi davranarak hayatını yaşa. Sahte Mok Gyeongwoon bu hayattan kurtulabilecek mi?Seri katilimiz, Büyük Mok Kılıç Malikanesi’nin üçüncü genç efendisi olarak yeni hayatına başlar.

Yorumlar

Bu içeriğe tepki ver

0 tepki

0 Yorum

Toplulukla Etkileşime Geç!

Yorumlar yapmak, tepki vermek ve diğer kullanıcılarla etkileşime geçmek için hesabınıza giriş yapın.

    İlk yorumu sen yap!

    Ayarlar

    Karanlık Modda çalışmaz.
    Sıfırla